Kara Güneş: Kristeva'nın Melankolisi ve Entelektüel Cazibesi

Paylaş

Bir kitabın başlığı bazen içeriğinden daha uzun ömürlü olur. "Kara Güneş" böyle bir kitaptır. Julia Kristeva'nın 1987'de yayımladığı bu çalışma, depresyon ve melankoli üzerine yazılmış en çok atıfta bulunulan metinlerden biri olmayı sürdürüyor; klinik psikoloji bölümlerinde değil, edebiyat teorisi ve kültürel çalışmalar seminerlerinde. Bu ayrım önemsiz değildir. Bir depresyon kuramının, depresyonu tedavi eden insanlar tarafından değil, metin yorumlayan insanlar tarafından sahiplenilmesi başlı başına bir şeyler söyler.

Ama Kristeva'yı küçümseyerek başlamak haksızlık olur. "Kara Güneş" gerçek bir soruyla açılır: Dil neden bazen acıyı ifade etmekte yetersiz kalır? Depresif insan konuşur, ama konuşması onu rahatlatmaz. Kelimeler gelir ama boştur, anlamsızdır, sanki dilin kendisi ile deneyim arasındaki bağ kopmuştur. Kristeva bunu ciddiye alır. Ve bu soruyu ciddiye alması, ona hak ettiği saygıyı kazandırır.

Asıl mesele, bu soruya verdiği yanıttır.

Kaybolan Şey: Dil Öncesi Acı ve Annenin Gölgesi

Freud melankoliyi bir kayıp tepkisi olarak tanımladı: sevilen biri ya da bir şey yitirilmiş, yas tutulamamış, acı içe çekilmişti. Lacan bunu daha ileri götürdü — asıl kayıp anneyle birliğin sona ermesiydi, dile girmenin bedeliydi bu. Kristeva ise ikisini alıp daha geriye gitti: asıl yara dil öncesinde açılmıştır, henüz kelime yokken, sadece ses, ritim, dokunuş ve sıcaklık varken.

Bebeğin anneyle kurduğu bu ilk dünya büyümeyle birlikte geride bırakılmak zorundadır. Kaçınılmaz bir ayrılık. Kristeva'ya göre sağlıklı gelişimde bu ayrılık sindirilir, bir tür yas tutulur ve geçilir. Depresif insanda ise geçilmez. O ilk kayıp, adı konmamış, sindirilememiş bir ağırlık olarak içeride kalır. Kristeva buna yabancı şey — Fransızcasıyla la Chose — der. Kayıp nesnenin kendisi değil, nesnenin de ötesindeki o ilk yoksunluğun kalıntısı.

Kara güneş bu yüzden karanlıktır: ışık veren ama yok eden, her şeyin etrafında döndüğü ama asla ısıtmayan bir merkez.

3 sene 5 sene laf döner durur, koltukta ya da divanda bir yere varılamaz — Kristeva işte bu tıkanıklığı, kelimelerin acıya ulaşamadığı o deneyimi, anlatmaya en çok yaklaşan yazarlardan biridir. Ama bir şeyi hissettirmek ile açıklamak arasında derin bir uçurum vardır.

Poz ve Jargon: Sokal'ın Aynasında Kristeva

1997'de fizikçiler Alan Sokal ve Jean Bricmont, Impostures Intellectuelles adlı bir kitap yayımladı. Kitap, Lacan, Kristeva, Baudrillard, Deleuze ve birkaç başka ismin metinlerini alıyor ve içlerindeki matematik ile fizik referanslarını inceliyordu. Sonuç sarsıcıydı: bu referansların büyük çoğunluğu ya tamamen yanlıştı, ya anlamsızca kullanılmıştı, ya da etkileyici görünmek için oraya konmuştu. Jargon, içerik yokluğunu örtüyordu.

Sokal ve Bricmont'un Kristeva'ya yönelik en somut eleştirisi, onun La Révolution du langage poétique adlı erken dönem çalışmasına aitti. Orada Kristeva küme teorisi ve sonsuzluk notasyonu gibi matematiksel kavramları, metindeki argümanla hiçbir gerçek bağlantısı olmaksızın kullanıyordu. Simgeler söküldüğünde geriye anlamlı bir şey kalmıyordu — matematiksel aparat yalnızca derinlik izlenimi yaratmak için oradaydı.

Kara Güneş'te bu matematiksel aparat yoktur. Ama mekanizma aynıdır, sadece araç değişmiştir. Matematiksel simgelerin yerini bu kez psikanalitik jargon almıştır: la Chose, semiotik kayıp, simgesel düzen. Bunlar da tıpkı matematiksel notasyon gibi işlev görür — okuyucuya kavranamayan bir derinlik izlenimi yaratır. Anlayamamak okuyucunun yetersizliğine yüklenir, metnin muğlaklığına değil.

Şunu sormak gerekir: La Chose'u "yabancı şey" olarak çevirmek neyi değiştiriyor? Hiçbir şeyi. Fransızcası da Türkçesi de aynı boşluğu taşır — güzel bir metafor, ama depresyonun nedenine dair tek bir özgül iddia değil. Sokal matematik için soruyordu: "Bu denklem argümana ne ekliyor?" Biz de aynı soruyu burada sormak zorundayız: Bu kavram, kavram olmadan bilemeyeceğimiz bir şey söylüyor mu?

Cevap, büyük ölçüde hayırdır.

Depresyon Teorisine dair Kristeva'dan Ne Öğreniyoruz?

Bir teorinin değerini anlamanın en iyi yolu şu soruyu sormaktır: Bu teori bize ne öğretiyor ki, teorisiz bilemezdik?

Kristeva'nın depresyona katkısını bu soruyla değerlendirirsek sahne karmaşıklaşır.

İlk olarak, test edilemezlik sorunu. Semiotik kayıp, yabancı şey, dil öncesi anne — bunların hiçbiri ampirik olarak gözlemlenemez, ölçülemez ya da yanlışlanamaz. Bu, Popper'cı bir bilimsellik standardına uymadığı anlamına gelir. Bu tek başına bir ölüm fermanı değildir — pek çok değerli felsefi çerçeve aynı sorunla maluldür. Ama bir psikoloji, depresyon teorisi olarak sunulduğunda, yanlışlanamaz olmanın ciddi bir bedeli vardır: bu çerçeveyle çalışan bir terapist, teorinin işe yarayıp yaramadığını hiçbir zaman bilemez. Her iyileşme teorinin kanıtı, her başarısızlık teorinin yetersizliğinin değil danışanın direncinin göstergesi olarak yorumlanabilir.

İkinci olarak, klinik geçerlilik yokluğu. "Kara Güneş", terapi pratiği için neredeyse hiçbir somut şey söylemez. Dil öncesi (Semiotik) kaybın farkına varmak yeterli midir? Yabancı şeyin adını koymak iyileştiriyor mu? Kristeva bu soruları cevaplamaz. Çünkü kitabın asıl ilgi alanı depresyonu anlamak değil — Holbein'ın tablolarını, Nerval'in şiirini, Dostoyevski'nin karakterlerini okumaktır. Depresyon burada bir analiz nesnesidir, tedavi edilebilecek bir durum değil.

Bu dürüst bir tercih olabilirdi, eğer açıkça yapılsaydı. Ama Kristeva'nın teorik çerçevesi, psikoloji literatüründe sıklıkla sanki klinik bir model varmış gibi alıntılanır. Bu bir yanlış anlamadan çok, bir yanlış pazarlamadır — ve bu yanlış pazarlamada Kristeva'nın kendi belirsizliğinin payı vardır.

Üçüncü olarak, nedensellik iddialarının muğlaklığı. Kristeva'ya göre depresyon, semiotik kaybın aşılamamasından kaynaklanır. Peki bu kaybı aşamamanın nedeni nedir? Cevap, erken anne-çocuk ilişkisine işaret eder. Ama bu ilişkinin hangi özelliği, hangi koşulda, hangi çocukta depresyona yol açtığı belirsiz kalır. Açıklayıcı güç ne kadar yüksek görünürse, o kadar az şey gerçekte açıklanmış olur.

Yine de Kristeva'yı Okumalı mıyız?

Bir teorinin klinik geçerliliğinin zayıf olması, onun tamamen değersiz olduğu anlamına gelmez.

Kristeva'nın depresyona bakışında gerçekten değerli bir şey vardır: dilin yetersizliğine duyduğu saygı. Depresyonun neden "kendini iyi hissedemeyen biri" ifadesiyle geçiştirilemeyen bir deneyim olduğunu, neden o ağırlığın kelimelerle buluşamadığını, neden depresif insanın suskunluğunun bir anlam taşıdığını hatırlatır. Bu fenomenolojik duyarlılık değerlidir.

Ama fenomenolojik duyarlılık, nedensellik teorisi değildir. Bir şeyin nasıl hissettirdiğini güzel anlatmak, onun neden olduğunu açıklamak değildir. Kristeva bu ikisini birbirine karıştırır — ya da daha doğrusu, aralarındaki uçurumu jargonla doldurur.

Depresyon teorileri arasında Kristeva'nın yeri bellidir: edebiyat ve kültürel çalışmalar için zengin bir çerçeve, klinik psikoloji için ise büyük ölçüde içi boş bir sözdür. Ve bu ayrımı görmeden onu okuyanlar, güzel bir yazarın gölgesinde kaybolmuş olurlar.

Kara güneşin cazibesi tam da budur. Kahredici bir cazibeye dönüşmesi hiçten bile değildir çünkü psikolojik gevezelikler açıkladıklarını iddia ettikleri fenomenleri aslında yaratırlar. Tuzağa düşmemeye dikkat …